13 : 30 17 aprel
   
Seçilmiş yazılar

Kurtuluş Kılçer: "Türkiye ABD ile mi savaşıyor?"

Kurtuluş Kılçer: "Türkiye ABD ile mi savaşıyor?"
2017-01-01 19:48 Baxılıb:   755

Kurtuluş Kılçer: "Türkiye ABD ile mi savaşıyor?"

Kurtuluş Kılçer: "Türkiye ABD ile mi savaşıyor?"

Bu gün qardaş Türkiyədə yaşananlar və imperialist qüvvələrin Türkiyəni Suriya adlı cəhənnəmə soxmaları heç çübhəsiz ki, Azərbaycan cəmiyyətinin diqqətindən də kənarda qala bilməz və bu, belədir də. Bütün zamanlarda Türkiyə-Azərbaycan qardaşlığı hər şeydən öndə olub, Nə yazıq ki, bəzi hallarda türkə qənim kəsilənlərin gizli kodlarıyla səhnələşdirilən oyunların bizi bir-birimizə qarşı qoyduğu vaxtlar da olub. İçimizə sirayət edən xarici xəfiyyələrin apardıqları pozuculuq fəaliyyəti müəyyən mənada hansısa narazılıqlara səbəb olsa da, ancaq türk diplomatiyasının uğuru sonucda öz sözünü demiş və qardaş qardaş olaraq da qalmışdır.
Son dövrlərdə elə həmin dağıdıcı təşkilatlar türkçü qüvvələrin pərən-pərən salınması, ayrı-ayrılıqda təklənərək açıq hədəfə çevrilməsi, belə çirkin oyunların həyata keçirilməsində katalizatorluq edəcək ölkə iqtisadiyyatının diz çökdürülməsi, xalqın güvənc yerinə çevrilənlərə arzuolunmaz damğaların vurulması və elə bütün bunların sonucu olaraq Türkiyəni zəiflətməklə bütövlükdə Türk Dünyası və islam aləmini yedək dövlətə çevirmək istəyirlər.
Nə yazıq ki, artıq Türkiyə Suriya adlı cəhənnəmə soxulmuş bir vəziyyətdə daha çox elə həmin təhdid edən qüvvələrin maraqları prizmasından çıxış etmədədir. Bu proseslərin analizində Türkiyə prezidenti Ərdoğanın geniş ictimaiyyət qarşısında "mən fəxr edirəm ki, Orta Doğu proyesinin müəlliflərindəniz" cümləsini apaydın bir şəkildə söylədiyi siyasi monoloqa xüsusi olaraq diqqət yetirmək lazımdır....
Bütün bunlarla bağlı digər məqamların ən incə detallarına qədər incələndiyi yazının aktuallığını nəzərə alaraq "Millətinsəsi.az" saytı onu oxuculara təqdim edir. Türkiyənin "Manifesto" qəzetinin köşə yazarı Kurtuluş Kılçerin qələmə aldığı bu yazıda bəzi məqamlarla razılaşmasaq da, müəllifin mövqeyinin tam qorunub saxlanılması həm də bizim peşə borcumuzdur.

İddia budur: Türkiye, aslında ABD ve AB ile üstü örtülü bir savaş vermektedir. Bu iddianın hem soldan hem de sağdan sözcüleri yüksek perdeden bu iddiayı gündeme getirmektedir. Neredeyse AKP’yi ulusalcı bir güç ilan etmeye varacak bir iddia ortalıkta dolaşmaktadır.

AKP’nin gerici diktatörlüğü ve sermaye partisi olduğu gerçeği, bugün, yukarıda ifade ettiğimiz iddianın altına süpürülüyor.

Ancak asıl yazanlar AKP yandaşı, ideoloğu, sağın ve İslamcı siyasetin ana damarları. Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu’nu gerekçelendirmek için Türkiye’nin “batı” tarafından kuşatıldığın, asıl hedefin Türkiye olduğu, Türkiye’nin bizzat ABD ve AB ile örtülü bir savaş verdiğini yazmaktadırlar.

Türkiye-Rusya yakınlaşması, Suriye’deki ateşkes, PYD’ye ABD tarafından yapılan silah yardımının bizzat Erdoğan tarafından gündeme getirilmesi, Çavuşoğlu’nun noktalı sözü, dolar yerine Türk lirasının kullanılmasının propagandası, Şengay’a giriş gibi örnekler bu iddiayı güçlendiren veriler olarak sunuluyor.

Gerek “ulusal sol” adına konuşanların gerekse AKP yandaşı kalemlerin bu iddiası büyük bir retoriktir.

Kimse kimseyi kandırmasın! Bu iddianın arkasına saklanılarak ne AKP gericiliğinin, hukuksuzluğunun, zorbalığının ne de AKP’nin emperyalizmle birlikte yaratmış olduğu tahribatın suçunun üzeri örtülebilir.

Bugün Suriye’de yaşanan felaketin baş sorumlusu emperyalizmdir. Bu yıkımın suç ortakları ise emperyalizmin stratejik ittifak unsurları olan bölge ülkeleridir. Türkiye’deki AKP iktidarı, Suudi Arabistan, Katar ve İsrail. Bu yıkımda kullanılan unsur İslamcı cihatçı çeteler, Suriye’ye, Türkiye üzerinden taşınmış, emperyalistler tarafından silahlandırılmış, bu rol bizzat bölge ülkeleri eliyle yerine getirilmiştir.
Erdoğan’ın, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu açık ve net olarak söylemesi sadece hatırlanmalıdır. Suriye, Irak ve İran’ı kesecek bir biçimde bir emperyalist bir plan devreye sokulmuş ve bu ülkelerin parçalanması hedeflenmiş, sınırların yeniden oluşturulması gündeme getirilmişti. Emperyalistlerle AKP arasında yapılan bütün gizli anlaşmalar bu açıdan ifşa edilmelidir.
Bir Kürt devleti kurulması buradaki önemli noktalardan birisidir ve Barzani merkezli bir Kürt devletinin kurulması yönünde bir süreç adım adım ilerlemektedir. AKP iktidarı böylesi bir sürecin farkındadır ve attığı bütün adımlar bu yöndedir. Bugün Kürt kartı en fazla ��?batı güçlerinin’ elindedir. Tam da bu yüzden, yeni ABD yönetimi, bölgesel bir dengenin oluşmasını isteyecek, Rusya’nın Suriye üzerindeki ağırlığını tanıyarak kendi ağırlığını Irak’a verecektir. Irak’ın resmi hale gelmemiş bölünmüşlük durumu, önümüzdeki günlerde daha da zorlanacak, bu Irak üzerindeki İran nüfusunun geriletilmesi anlamına gelecektir. Önümüzdeki günlerde İran’a yönelik ABD dayatmaları daha fazla görülecektir. Suriye’de ortaya çıkan ateşkesin ABD cephesinde anlamı budur ve itiraz tam da bu yüzden gelmemektedir.
Türkiye’nin Rusya ve İran ile yaptığı anlaşma aslında bir itiraftır. Cihatçı çetelerin hamiliğinin bizzat AKP tarafından yapıldığı ifşa olmuştur. Bu büyük bir skandaldır ancak kimse farkında değildir. Suriye’de cihatçı çetelerin arkasındaki gücün emperyalizm adına bizzat AKP iktidarı olduğu yapılan bu anlaşmayla ispatlanmıştır. AKP iktidarı, emperyalizmin planları doğrultusunda ve bu planlara ortak olarak Suriye iç savaşının bir parçası olmuştur.
Fırat Kalkanı Operasyonu’nu emperyalizme rağmen değil, tersine onayıyla gerçekleşmiştir. Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan durum, emperyalizmin genel planlarına uyumsuz bir durum değildir, uyumsuzluk AKP’nin öngörememesidir. Türkiye sermaye devletinin, bugün Ortadoğu’da emperyalizmin genel çıkarları ile ��?Kuzey Suriye’de oluşan durum’ dışında bir sıkıntısı yoktur. İstenilen Suriye’nin parçalanması ve yıkımı idi, ancak gerçekleşmeyince Türkiye sermaye devleti yeni bir pozisyon almaktadır, durum bundan ibarettir. Emperyalizmin IŞİD zemini üzerinden bölgeye müdahalesi gerçekleşmiş, Suriye ve Irak güçsüzleşmiş, her iki devlet parçalanma aşamasına gelmiş, ABD Kuzey Suriye ve Irak’ta kendisine daha fazla yer bulmuş, bugün IŞİD’e karşı mücadelede için ise bölgesel güçler devreye sokulmuştur. PYD’nin Rakka operasyonu ve Peşmerge’nin Musul operasyonu için kullanılması verilebilecek örneklerdir. ABD’nin piyadesi rolünü gören bu durumun karşılığında Barzani’ye ABD’ye bağımlı bir devlet ortaya çıkarken, PYD açısından ise özerkliğin tanınması talep edilmektedir. Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan durumun geleceği ise daha karmaşık parametrelerin devrede olduğu ciddi bir belirsizlik barındırmaktadır.
Türkiye köküne kadar emperyalizme bağlıdır. Bugün Rusya, Iran ve Türkiye arasında yapılan anlaşmaların emperyalist merkezlerden bağımsız yapıldığını düşünmek büyük bir yanılsamadır. Türkiye ekonomik olarak Avrupa Birliği’ne bağlıdır ve bir NATO ülkesidir. AKP iktidarı, emperyalist merkezler tarafından sürekli terbiye edilmekte, yaşanılan bütün siyasi iç gelişmeler bu terbiye ekseninde ele alınmalıdır. AKP daha fazla Amerikancı olacak, ABD daha fazla AKP’ye arka çıkacaktır. Önümüzdeki süreçte bu gelişme bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır.
Çünkü belirleyen sermayedir ve AKP sermayenin en güçlü siyasi oluşumu olarak AB ve ABD konusunda asla ve asla ulusalcı bir konuma geçiş yapmayacaktır. Emperyalizme bağımlı bir ülke olan Türkiye’nin biçilen rol ve çizilen sınırlar dahilinde egemen bir devlet olması kimseyi rahatsız etmemektedir.
Türkiye sermaye devletinin çıkarları ile emperyalizmin bölgesel çıkarları arasında büyük bir kesişim vardır. Ancak çelişki konusu olan “Kuzey Suriye ve Türkiye’deki Kürt sorunu”dur ve marazi durum burasıdır. Önümüzdeki günler bu konunun nasıl şekilleneceğini gösterecektir. Ara bir not olarak; Kürt siyasi hareketi bu koşullarda soldan ve devrimci bir tutum değil, pragmatist bir yaklaşım geliştirmiş, emperyalizmle işbirliği içine girmiştir. Oslo ve Çözüm Süreci aslında, bütün bu sürecin bir parçası olarak değerlendirilmeli, arızilik arzeden bu durum, Kürt siyasi hareketini, AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejimine entegrasyon amacıyla çözülmek istenmiştir. Sekteye uğradı ve bugün başka bir aşamadayız. Türkiye sermaye devleti, başkanlık rejimine geçiş sonrası bu konuda adım atacaktır ve Kürt siyasi hareketi bu açılımı karşısına almayacaktır. (Sermaye devleti kendini merkezileştirerek elini güçlendirecektir) Bugün HDP milletvekillerine hapis, bu sürece aykırı gelişmeler olarak değil, bu entegrasyonun daha sonraya kaldığının göstergesi olarak okunmalıdır. Buradaki mesele herkes elini güçlendirmek istemiştir. Hendek savaşları bu sürecin ağırlık noktasının Kürt siyasi hareketinin eline geçme girişimiydi, olmadı. Yaşanan ise onlarca insanın ölümü ve göçü oldu.
Türkiye sermaye devleti, başından beri, bölge ülkeleri parçalanırken, bu sürece sınırları koruyarak çıkmanın hesabını yaparak girmiştir. Suriye’nin parçalanmasına ortak olacak, Kuzey Irak’ta kurulacak Kürt devletine hamilik üstlenecek bir pozisyon peşinde koşmuştur. Rusya ve İran gerçeğini göremeyen Türkiye, Suriye ve Irak’ın parçalanmasının Türkiye’yi de etkileyeceği gerçeği ortaya çıkınca ve Suriye’de direniş cephesi kazanınca politika değişikliğine gitmek zorunda kalmıştır. ABD tarafından IŞİD’e karşı kullanılmak istenen Türkiye, Kuzey Suriye’deki durumu bir pazarlık unsuru olarak kullanmış, ABD de aynı şekilde PYD’yi Türkiye’ye karşı pazarlık kozu olarak kullanmıştır. Fırat Kalkanı operasyonu bu açıdan Türkiye’nin mahkum kaldığı bir operasyon olarak düşünülmeli, son kertede burada kazananın ABD olduğu ayrıca belirtilmelidir. Hem Türkler hem Kürtler, IŞİD’i karşı bugün savaş aracı olarak devrededir. Görülmesi gereken asıl burasıdır.
Türkiye, Kuzey Suriye’ye girmek için Rusya ve Suriye’nin şartlarını kabul etmiş, Suriye savaşında cihatçıların hamiliğini kartını kullanmış, Halep-ElBab pazarlığı gerçekleşmiştir. Bugün Türkiye hem ABD’nin hem de Rusya’nın belirlediği ve yönlendirdiği bir çerçevede dış politikasını belirlemek durumundadır. ABD-Rusya arasındaki ilişkilerin ve dengenin kurulması halinde Türkiye’nin hareket alanı belli olacaktır. Bu durum aynı zamanda Kuzey Suriye’deki PYD bölgelerinin geleceğinde de bizzat belirleyici olacak sürecin ta kendisidir. Toprak bütünlüğünü, seküler yapısını ve adının Suriye Arap Cumhuriyeti olduğunu tanıyan Rusya, İran ve Türkiye’nin denklemde olduğu, ileriki zamanda Irak üzerindeki ABD çıkarlarının da devreye girdiği, Suriye rejiminin yeniden ayağa kalktığı bir dönemde Suriye’deki Kürt otonom bölgelerinin geleceği daha fazla düşünülmelidir. Burada en fazla ABD, İngiltere ve İsrail’in tercihleri belirleyici olacaktır. Eğer denge hali değil de Kürt devleti sınırları daha geniş bir çerçevede ele alınmak istenirse bu durumda Kürt siyasi hareketinin ittifak seçeneğinin de fazla olmayacağı açık olmalı. (Türkiye sosyalist hareketi, Kürt siyasi hareketi ile ilişkilerini şimdiden iyi tarif etmelidir.) Böylesi bir durumda Türkiye’de asla hafife alınacak bir güç olarak görülmemelidir. Emperyalist güçlerin Türkiye ile ilişkilerini kopartacak ve Ortadoğu’da yeni bir kaotik sürecin yolunu açacakları konusunda daha ihtiyatlı tezler üretilmelidir. Ülkemizdeki siyasi gelişmeleri etkileyecek çarpıcı olaylar, hangi yönde ilerlediğinin de işaretini verecektir.
Bütün bu küçük notlar, bugün Türkiye’nin ABD ve AB ile bir savaş içinde değil, tersine emperyalist çıkarların bir parçası olarak kendini konumlandırmak isteyen ve yaşanan gelişmelerden etkilenmeden çıkmayı önüne koymuş bir durum olarak görülmelidir. Türkiye’de yaşanan bütün gelişmeler, bombalı katliamlardan darbe girişimine kadar hepsini özünde bölgesel gelişmelerdeki güçlerin yönlendirme-müdahale arayışları, tehditleri ve güç gösterileri olduğu unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken bir diğer şey ise bu bombalamaların ya da siyasi oyunların tek başına ülkemizde değil, Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Irak’ta ta aynı şekilde yaşanmakta oluşudur. AKP iktidarının emperyalist güçlerle bir savaşı değil, ortak olarak girdikleri bir sürecin gelişmeleri karşısındadır.

Bənzər xəbərlər